Manchester City'den ayrılarak Al Nassr'a transfer olan deneyimli savunmacı Aymeric Laporte, kulüpte geçirdiği beş yıl ve sonrasında yaşananlara dair samimi açıklamalarda bulundu. The Athletic'e verdiği röportajda, Manchester City günlerine duyduğu özlemi ve Suudi Arabistan'a geçiş sürecindeki karmaşık duygularını paylaştı.
Laporte, Manchester City'deki beş yıllık macerasına "Özlüyorum, çok ama çok özlüyorum," sözleriyle başladı. Takımdan ayrılan ve aynı başarıyı yakalayamayan eski takım arkadaşlarına üzüldüğünü dile getiren Fransız stoper, "Keşke sonuna kadar birlikte kalsaydık, değil mi? Bunu hak ediyorduk," diyerek duygularını ifade etti. Ancak bu özlemin aynı zamanda bir sorgulamayla geldiğini, belki de City'de kalarak her Premier Lig maçını kaybedebileceklerini de ekledi.
Suudi Arabistan'a transferinin ana nedenini açıklarken, Manchester City'nin belirlediği bonservis bedelini ödemeye hazır çok az kulüp olduğunu belirtti. Al Nassr'ın sunduğu 27.5 milyon Euro'luk teklifin City tarafından kabul edildiğini vurgulayan Laporte, "Doğru düzgün veda bile edemedim, hayat böyle. Ne yapabilirsin ki? Yapacak bir şey yoktu," ifadelerini kullanarak ayrılığın aniden gerçekleştiğini ima etti.
Laporte'un Manchester City macerası, aslında bir red ile başlamıştı. City'nin o dönemdeki menajeri Pep Guardiola'nın kendisini çok istediğini, hatta Bayern Münih'teyken bile Stones ile birlikte kendisini takımında görmek istediğini aktaran Laporte, "O dönem birkaç İspanyol kulübü arasında kararsızdım, İngiltere'den de teklifler vardı. Sonunda City'yi seçtim çünkü Guardiola'nın beni istediğini biliyordum," dedi.
Ancak transferin ilk denemesinde talihsiz bir sakatlık yaşadı. Fransa Milli Takımı ile antrenman yaparken ayak bileğini kırdığını ve bu sakatlıkla yeni bir takıma gitmek istemediğini belirtti. "Sakat bir şekilde yeni bir takıma gitmek ve oraya vardığımda şüpheli bir durum yaratmak istemedim," diyen Laporte, Athletic Bilbao'da oynamanın City'de oynamaktan farklı olduğunu, orada en üst düzey oyuncuların olduğunu ve iyileşmek için zamana ihtiyacı olduğunu bildiğini vurguladı.
Bu kararı o dönemde çılgınca bulduğunu itiraf eden Laporte, finans danışmanının bile kendisine "Ne yapıyorsun?" dediğini aktardı. Kendini toparladıktan sonra daha güçlü bir şekilde geri dönmek istediğini ve daha sonra birçok takımın kendisini isteyeceğine inandığını söyledi. Bu karar, City cephesinde hayal kırıklığı yaratmış ve bir süre iletişim kesilmişti.
Ancak yaklaşık 18 ay sonra, Ocak 2018'deki kış transfer döneminde City tekrar Laporte'un kapısını çaldı. Bir stoper sakatlığı yaşanmasının ardından (muhtemelen Stones veya Kompany), Laporte bu kez çağrıyı kaçırmadı. "Bir buçuk yıl sonra, bir stoper'e ihtiyaçları vardı. Bu sefer bu fırsatı kaçırmayacağımı, bedelsiz bile olsa gideceğimi söyledim," dedi ve bu kararın parayla ilgili olmadığını, doğru zamanın geldiğini hissettiğini ekledi.
Laporte, Salı günü Manchester City ile sözleşme imzaladıktan hemen sonra Çarşamba günü sahaya çıktı. West Bromwich karşısında ilk 11'de başlayan Laporte, takımının 3-0'lık galibiyetine katkı sağladı. O dönemde City, ligde rekor kıran 18 maçlık galibiyet serisiyle durdurulamaz bir performans sergiliyordu ve Premier Lig zirvesinde yalnız başına yer alıyordu.
Takıma adaptasyon sürecinin kolay olduğunu belirten Laporte, "Benim oyun tarzım buydu, o yüzden o kadar da zor değildi ve takım arkadaşlarım uyum sağlamamı çok kolaylaştırdı," dedi. Sane'nin çılgın hızı, Kompany'nin sertliği, David Silva'nın top kontrolü, De Bruyne'ün asistleri ve Agüero'nun golcülüğü gibi takım arkadaşlarının yeteneklerini övgüyle anlattı.
O sezon, Manchester City, 32 galibiyet, 106 gol, evinde 50, deplasmanda 50 puanla toplamda 100 puan toplayarak İngiliz futbol tarihinin en iyi bireysel sezonlarından birine imza attı. Nisan sonunda şampiyonluğu garantilemelerine rağmen, 100 puan barajını geçmek için son maçlara kadar mücadele ettiler. Southampton deplasmanında sezonun son maçında uzatma dakikalarına 0-0 girilmişken, 100 puan hedefine iki puan uzaklıktaydılar.
Laporte, 0-0'lık durumu "berbat hissettirdiğini" ve yönetimden, Guardiola'dan ve o zamanki yardımcı antrenör Arteta'dan 100 puan hedefine ulaşmak için büyük baskı hissettiklerini belirtti. Gabriel Jesus'un 90. dakika civarında attığı golle City zafere ulaşırken, Laporte o anki kutlamaları hatırlatarak, "İnanılmazdı. Premier Lig şampiyonluğunu kazanmışız gibi kutladık, sadece 100 puan için değil. İkinciye muhtemelen 15 puan fark atmıştık, değil mi? Ve çılgınca kutluyorduk," dedi.
Laporte'un City kariyeri, bu rekor sezonun ardından kulübün tarih yazan kupa serisine tanıklık etti. 100 puanlık sezonun ardından yerel üçleme, dört lig kupası, dört Premier Lig şampiyonluğu ve kulüp tarihindeki ilk Şampiyonlar Ligi zaferiyle tarihi bir üçleme elde edildi. Laporte, bu başarıların önemli bir parçası olarak kulüp tarihine adını yazdırdı.
Yorum & Analiz
Aymeric Laporte'un sözleri, modern futbolun ve özellikle üst düzey kariyerlerin iç yüzünü gözler önüne seriyor. Manchester City gibi bir devden ayrılık kararının sadece sportifselliğe değil, ekonomik gerçeklere de dayandığını görüyoruz. Laporte'un kariyerinin dönüm noktası olan ilk City teklifini sakatlık nedeniyle reddetmesi, bir futbolcunun uzun vadeli sağlığını ve performansını anlık bir transferden daha değerli görmesinin ne kadar olgun ve profesyonel bir yaklaşım olduğunu gösteriyor. Bu karar, aslında onun zihinsel gücünün ve kendine güveninin bir kanıtıdır.
Manchester City'nin 100 puanlık rekor sezonu ve Laporte'un takıma anında adaptasyonu, Guardiola sisteminin ne kadar entegre ve üst düzey oyuncularla nasıl işlediğini ortaya koyuyor. Laporte'un eski takım arkadaşlarını anlattığı satırlar, o kadronun bireysel yeteneklerinin ve takım kimyasının ne denli güçlü olduğunu kanıtlar nitelikte. Özellikle ligi 15 puan farkla bitirmelerine rağmen 100 puan için verilen mücadele ve yaşanan sevinç, profesyonel sporcuların ve kulüplerin mükemmeliyetçilik arayışını ve sadece kazanmaktan öte, tarih yazma motivasyonunu yansıtıyor. Bu, sıradan bir galibiyetten çok daha fazlasıydı; bir miras bırakma ve eşi benzeri görülmemiş bir başarıya ulaşma çabasıydı.
Laporte'un Al Nassr'a geçişi, bir dönemin sonu olsa da, onun Manchester City'deki mirası tartışılamaz. Kulübün en başarılı dönemlerinden birinde savunmanın kilit isimlerinden biri olması, kazandığı sayısız kupa ve özellikle Şampiyonlar Ligi zaferindeki rolü, onu City taraftarları için unutulmaz kılıyor. Suudi Arabistan'a transfer olması, futbol dünyasındaki ekonomik dinamiklerin ve kariyer sonu tercihlerinin bir yansıması olarak da okunabilir. Ancak Laporte'un ağzından dökülen "Özlüyorum, çok ama çok özlüyorum" sözleri, paranın ve yeni maceraların bile şampiyonlukların ve birlikte yaratılan tarihin getirdiği duygusal bağı tamamen silemediğini gösteriyor.



