Dünya Spor Gazetesi, Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde "çifte standart" uygulamalarına maruz kaldığını iddia eden kapsamlı bir makale yayımladı. Gazete, Atletico Madrid - Arsenal ve Paris Saint-Germain - Bayern Münih maçlarında, Barcelona'nın karşılaştığına neredeyse birebir benzeyen iki pozisyonun yaşandığına dikkat çekti. Bu pozisyonlarda video yardımcı hakem (VAR) müdahale ederken, aynı durumların Barcelona aleyhine asla değerlendirilmediği belirtildi.
Mundo Deportivo'ya göre futbol, tıpkı hayat gibi, herkesi memnun etmenin mümkün olmadığı bir alan. Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Atletico Madrid'e elenmesi, tartışmalı hakem kararları sonrası UEFA'ya resmi bir şikayet dilekçesi sunmalarına neden oldu. Bu hafta oynanan Şampiyonlar Ligi yarı final ilk maçlarının ardından, bu şikayetlerin ne denli haklı olduğu gözler önüne serildi.
Camp Nou'da oynanan ilk maçtaki Pubill'in bariz elle oynama pozisyonunu bir kenara bırakırsak, yarı finalin ilk ayaklarında Barcelona'nın yaşadığına benzer birçok olayda penaltı kararı verildi. Çeyrek final rövanşında, Metropolitano Stadyumu'nda Olmo'nun Atletico Madrid ceza sahası içinde Llorente tarafından net bir şekilde itilmesine rağmen, Fransız hakem Turpin düdük çalmamıştı. Oysa aynı stadyumda oynandığı belirtilen Atletico Madrid - Arsenal yarı final maçında, Hollandalı hakem Marc Kelly, Hanzko'nun Gyökeres'e yaptığı faulü penaltı olarak değerlendirdi; ki Olmo'nun pozisyonu çok daha belirgindi.
Barcelona'ya karşı uygulanan çifte standardın bir diğer belirgin göstergesi ise, Atletico Madrid - Arsenal ve Paris Saint-Germain - Bayern Münih maçlarında çalınan elle oynama penaltılarıydı. Atletico Madrid, Arsenal karşısında skoru eşitleyen penaltıyı, Llorente'nin şutunun ardından Ben White'ın ceza sahası içindeki elle oynamasına VAR'ın müdahalesiyle kazandı. Prensler Parkı'ndaki maçta da, Alphonso Davies'in vücudundan seken topa eliyle müdahalesi sonucunda penaltı kararı verildi. Oysa Atletico Madrid - Barcelona maçında, Gavi'nin şutunun Lenglet'in eline çarpmasına rağmen penaltı düdüğü çalınmamıştı.
Atletico Madrid - Arsenal maçını yöneten VAR hakemleri Dennis Higler ve Van Boekel ikilisi, çarşamba günü Ben White'ın elle oynama pozisyonu için baş hakemi incelemeye davet etti. Ancak aynı VAR ekibi, Barcelona'nın mağdur olduğu durumlarda tamamen farklı bir tutum sergiledi. Bu durum, 2023-24 sezonunda Xavi'nin henüz Barcelona'yı çalıştırdığı dönemde, Inter ile Barcelona arasında oynanan Şampiyonlar Ligi grup maçına dayanıyor. O maçta Dumfries'in Inter ceza sahası içindeki bariz elle oynamasına rağmen, Higler ve Van Boekel VAR ekibi baş hakemi uyarmadı ve Inter maçı 1-0 kazandı.
Yorum & Analiz
Barcelona'nın Şampiyonlar Ligi'nde yaşadığı hakem problemleri, yalnızca bu sezonun değil, aslında son birkaç yılın da tartışma konularından biri haline geldi. Kulübün bu tür kararlar karşısındaki hayal kırıklığı, UEFA'ya yapılan resmi şikayetle açıkça ortaya konulmuş durumda. Mundo Deportivo'nun bu detaylı analizi, Barcelona'nın iddialarına somut karşılaştırmalarla destek verirken, futbolun "gri alanlarında" hakem yorumlarının ne denli belirleyici olabileceğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Hakem kararları ve VAR uygulamaları, modern futbolda her geçen gün daha fazla tartışma yaratıyor. Özellikle benzer pozisyonlarda farklı kararlar verilmesi, takımlar arasında çifte standart algısını güçlendiriyor ve büyük kulüplerin bu tür eleştirileri daha sık dile getirmesine neden oluyor. Burada önemli olan, pozisyonların anlık yorumlanmasından ziyade, VAR'ın devreye girme eşiği ve aynı kriterlerin tüm takımlar için eşit şekilde uygulanıp uygulanmadığıdır. Zira futbolun adil bir oyun olduğu inancını sarsan bu tür durumlar, taraftarların ve camiaların güvenini ciddi şekilde zedeleyebiliyor.
Barcelona örneğinde görüldüğü üzere, hakem kararlarının bir takımın kaderini nasıl değiştirebildiği ortada. Elbette bu kararlar, her zaman bir tarafın lehine ya da aleyhine kasıtlı olduğu anlamına gelmez; ancak tutarlılık eksikliği, sistemin sorgulanmasına yol açar. Bu tür durumlarda UEFA ve hakem komitelerinin daha şeffaf ve açıklayıcı olması, en azından tartışmaların şiddetini azaltabilir. Aksi takdirde, "büyük takımlar kayrılıyor" ya da "büyük takımlar düşman seçiliyor" gibi komplo teorileri futbol kamuoyunda kendine daha fazla yer bulmaya devam edecektir.



